08 Şubat 2010 Pazartesi

4 ün Yarısı da Gitti


Sürekli ve sadece başarılarını yazıyorum gibi oluyor aslında ama ne yapabilirim bilmiyorum..
Çünkü sürekli güzel şeyler başarıyor benim güzel prensesim..
"Hep başarı hep başarı oluyor yazmayayım bunu da" diyorum ama içim de rahat etmiyor yazmazsam :)
Okul başarısını da yazayım da sonra artık birkaç komik anılarından yazacağım :)


Evet 2 hafta önce karne aldı küçük hanım..
Hiç yorumda bulunmadan aldığı belgeleri yazayım önce..
Karnesinde tüm notları 5.
Takdir Belgesi aldı.
Bu dönem okuduğu 33 kitap (5150 sayfa) ile yine 1.olarak KitapKurdu Serttifikası aldı.
Ve okulunun özel Başarı Belgesi'ni aldı.


Karnesini, Takdir Belgesini ve KitapKurdu Serttifikasını sınıfta yapılan minik törenle öğretmeni verdi.
Okulunun Başarı Belgesi ile özel bir törenle konferans salonunda müdür tarafından verildi.
Bu belge not ortalaması 95 in üstünde olan öğrencilere veriliyormuş.





Ahmet öğretmenimize öyle çok teşekkür borçluyuz ki..
Öykünün bu seneki en büyük şansı öyle bir öğretmende öğreniyor olması pek çok bilgiyi..




Bana karne vermediler :)
Ama bendeniz bu güzel günde çektiğim tüm sıkıntılara değdiğini görüp en güzel armağanları aldım zaten..
Ve yine dünyanın en mutlu kadını oluverdim Canım kızımın sayesinde..
Her akşam ödev yaparken ettiğimiz kavgaları, o stresleri, yorgunluğu, içimden geçirdiğim sinir krizlerini, sabrın ne demek olduğunu nasıl öğrendiğimi .. herşeyi ama herşeyi unuttum :)



Öykü hanımın aldığı bunca belge içinde beni en çok mutlu eden KitapKurdu serttifikası oldu..
Elbetteki derslerdeki başarısı önemli ama bu okul hayatı çok karmaşık bişi..
Bu sene çok başarılı olur, seneye derslerden soğur ilgilenmez, sonra yine toparlar..
Öyle ya da böyle biter..
Ama kitap okuma sevgisinin hiç azalmadan 4 yıldır devam ediyor olması benim en büyük mutluluk kaynağım hakikaten de..
Kitap okumayı seven bir çocuk ileride de mutlaka kitapsız bir hayat yaşamayacak ve hayata, olaylara, yaşadığı şeylere bakış açısı her zaman daha derin olacaktır..


Evet bunca başarının üstüne küçük hanımı babasıyla birlikte yemeğe götürdük..
Kahkahalarının hiç eksik olmadığı, bolca gülme krizi geçirdiği bir yemek oldu :)
Bir sürü karne parası topladı sonra aileden..
Ve bir sürü karne hediyesi :)

Ve 10 günlük bir İstanbul tatili..
Hava şartları İstanbulda çok gezmemize engel olsa da, Öykü kardeşimle ve Gizemle olmaktan, onlarla zaman geçirmekten, Little Big Planet oynamaktan çok memnundu..
Ve ben de izin aldığımdan dolayı hiç ayrılmadık.
Araya bir Çocuk Kitap Fuarı gezisi ile Oyuncak Müzesi gezisi, Arbys Ziyafeti ve alışveriş sıkıştırıverdik, film izledik, müzik dinledik, kitap okuduk, dinlendik, mecburen ödev yaptık, seviştik, uyuduk..
Ve süper bir tatilden sonra dün gece evimize döndük..


Bugün ödevlerini tamamladı, çantasını hazırladı, ojelerini çıkardık, banyosunu yaptı..
Artık yeni döneme hazır.

Bana daha az stresli ve canım yavruma yine başarılı bir okul dönemi diliyorum :)

16 Ocak 2010 Cumartesi

2009 Yılı Sonu ve Anketi


"Annecim bu sene kesin dayanacağım, bak göreceksin, yeni yıla uyuyarak girmeyeceğim ve saat onikiyi göreceğim" dedi..

Dedi ama yine dayanamadı :)

Kolay değil tam gün okuldaydı, yorulmuştu..

Keyifli ve bol sohbetli bir akşam yemeği ile başladık 2009 un son akşamına..


Her yılbaşında olduğu gibi anneanne, dede, ben ve Öykü biraradaydık..


Bu sene yeni bir bireyimiz daha vardı gerçi : Bıcır..
Haziran ayından beri bizimle olmanın dışında yirmiye yakın net kelimeler söyleyen ve omuzlardan inmeyen sarı tatlı muhabbet kuşumuz :)



Yemek masası her yılbaşında salona taşınır ve bütün akşam orada kalır..
Yemek, pasta, içecek, çerez vs..
Aslında hepimiz yeni bir yıla yiyip içerek gireriz farkında olmadan :)

Yemek yedikten sonra küçük hanım hemen hediye açma faslına geçer..
Ki o saate kadar bile dayanması mucizedir aslında :)
Bu sene kendisine bolca kitap ve kıyafetin yanında çanta, fular, kolye gibi artık aksesuar armağanları da geldi ya, bu bile büyüdüğünü gösteriyor..


Saat on ile onbir arası uyumamak için epey cebelleşse de onbir de mışıl mışıl bir uykuya dalmıştı..
Ve ben her yıl olduğu gibi, yeni bir yıla giderken gidip onu kucağıma almış sarılmış uyandırmayı denemiş ama başaramamıştım :)
Meyvesuyunu süt niyetine içmiş hepimizi bir kez daha öpmüştü..
Savah kalktığında da hiç bir şey hatırlamıyordu..








2009 Yılı Öykünün epey değişim geçirdiği bir yıl oldu aslında.. Son yıllar içerisinde en çok büyüdüğü yıl oldu da diyebilirim..
Çocukluk ile Genç Kızlık arası bir dönemde şu anda hızlı değişimler yaşıyor..
Pek çok şeyde olduğu gibi derslerinde de fazlasıyla başarılı olduğu bir dönemle bitirdi bu yılı..
Onun herşeyi adım adım öğrenmesini izlemek hala öyle güzel ki..
Ve ona karşısına çıkabilecek yollar hakkında bildiklerimi anlatmak..
Yine herşeyi birlikte paylaşmak.. Ve hatta artık daha çok şeyi birlikte paylaşmak..
Onunla yaşamak bana en büyük armağan..



Artık her yıl bittikten sonra ona anket yapmaya karar verdim.. Aslında bu kararı vereli çok olmuş ama daha sonra unutmuştum.. Her yıl aynı soruları cevaplasın ki, yıllar içeirisindeki değişiklikleri yakalayabilelim hem değil mi :)
Sorulara aklıma geldikçe ve büyüdükçe ilaveler yapabilirim. Ve hatta sizlerin de değişik soruları olursa onları seneye yapacağımız ankete ilave edebilirim..

Evet gelelim Öykü hanım 9 yaşındaki anket cevaplarına:

İsmin ve soyadın: Öykü Cengiz
Doğum tarihin ve doğum yerin: 25 Temmuz 2000 - Bursa
Burcun / Yükselen burcun: Aslan - Yengeç
Saç rengin / Göz rengin: Koyu Kestane - Koyu Kahverengi
En sevdiğin spor dalı: Yüzme
Tuttuğun takım: Fenerbahçe
Hobilerin: Kitap okumak, film izlemek, bilgisayar, müzik dinlemek
Fobilerin: Deprem, yangın, arı
En sevdiğin film: Koralin ve Gizli Dünya
En sevdiğin kitap: Koralin ve Gizli Dünya
En sevdiğin oyuncu: Nicole Kidman
En sevdiğin müzik türü: Rock
En sevdiğin şarkı ve şarkıcı: In The Garden - Dolores O'Riordan
En sevdiğin çiçek: Kardelen
En sevdiğin hayvan: At
En sevdiğin yemek: Pirzola
En sevdiğin renk: Buz mavisi
En yakın arkadaşın: Esma
En sevdiğin bilgisayar oyunu: Little Big Planet
Uğurlu günün / sayın / eşyan: Cumartesi - 7 - Midilli şeklindeki kolyem
Hayalindeki Tatil: Dünyayı dolaşmak
Yaşamak istediğin yer: Venedik - İtalya
Unutamadığın bir gün: Erdekteki çok rüzgarlı, devrik şemsiyeli gün
Hayalindeki meslek: Aktrist
Kahramanın: Annem
Vazgeçemeyeceğin 3 şey: Ailem, evim ve eşyalarım, arkadaşlarım
Sahip olmaktan gurur duyduğun 3 özellik: Zeki olmam, güzel olmam ve taklit yeteneğim. En sevmediğin huyun: Hafif duygusalım :)
Hayat felsefen: Hayat Çok Güzel !
Kendinle ilgili düşüncelerin: Akıllı, zeki ve güzelim, mutluyum, kültürlüyüm ve büyüyorum.

Tüm bunların üstüne benim bir şey söylememe gerek yok sanırım :) Herşey açık ve net ortada..

2010 yılı bize neler getirecek bilinmez ama benim tatlı kızıma sağlık ve mutluluk getirsin yine..


.
.

15 Aralık 2009 Salı

En Güzel Armağan



Öykünün bu yıl öğretmeni değişmişti. 1-2-3. sınıfta çok genç bir kadın öğretmeni vardı.
İlk yıllar tüm velilerin yaptığı gibi ben de çok sık okula gitmiş, öğretmenle fazlasıyla içli dışlı olmuştuk. Genç ve tecrübesiz, sevgi dolu bir öğretmendi ve bizim sınıf normalden daha fazla yaramaz bir sınıftı.
Öykü de bu yıllar içerisinde dönem dönem uslu dönem dönem yaramaz grubuna dahil oluyordu. Derslerinde başarısı hiç düşmese de zaman zaman şikayet edildiği olmuştu tarafıma..
İlkokula giden çocuğu olanlar bilir zaten ne kadar sabır gerektiren zor dönemler geçtiğini aralarda..

Bu yıl 50 li yaşlarında çok tecrübeli ve iyi bir erkek öğretmenimiz var. 4-5. sınıflarında bizimkilere öğretmenlik yapacak..
Ben bu yıl öğretmenin değişimiyle bir karar almıştım.
Mümkün olan en az seviyede okula gidecek ve öğretmenine Öykü hakkında hiçbir yönlendirme yapmayacaktım.
Çünkü görmek istedim.
Hakkında hiçbir şey bilmeden Öykü için ne gibi gözlemler yapacağını ve ona dair neler tespit edeceğini..
Sonuçta benden bile fazla zaman geçiriyor çocuğumla saat olarak..
3 ay oldu okullar açılalı..
İlk toplantımız genel bir toplantıydı. Veli – öğretmen birebir görüşmeli değildi.
Arada okula gittiğim zamanlarda sadece “Bir problem var mı Ahmet Bey?” derdim.
O da hep “Yok, her şey iyi” derdi.



Ve dün akşam tüm öğretmenleriyle birebir görüşme sistemi ile uzun toplantılar oldu..
Yabancı dil ve branş öğretmenleri aslında beklediğim şeyleri söylediler.
Yazılı sınav notları Fransızca 91, İngilizce 94 ve 96, hepsi Öykünün derse katılımından, uyumundan memnunlar ve bir problem yok..
En sona büyük görüşmeyi bırakmıştık. Sınıf öğretmenimiz ile olan..
Bu yılki toplantılara babası da geliyor Öykünün..
Sınıf öğretmeni öyle güzel tespitler ve cümleler söyledi ki..
Hani zamanında benim anneliğime saldıran, ve benim iyi bir anne olmadığımı, Öyküyle ilgilenmediğimi, kendi hayatıma bakıp gezip tozduğumu söyleyenlere en güzel cevabı dün akşam kızımın öğretmeni verdi.
Adama yaşadıklarımı ve suçlamaları anlatsam bu kadar güzel cevaplar oluşturamazdı..
Ne kadar “takmıyorum, onların ne düşündüğü de, söylediği de umrumda değil, ben nasıl bir anne olduğumu biliyorum.” desem de öyle büyük yara açmış ki demek ki anneliğime söylenen laflar, dün gece öğretmenin Öykünün kişiliği hakkında söyledikleri bu yüzden çok daha önemliydi işte benim açımdan..
İyi ki babası da gelmiş toplantıya çünkü öğretmenin ağzından kendisi birebir duymuş oldu böylece. Sonradan ben anlatsam belki hepsine inanmaz abarttığımı düşünebilirdi.



Kısaca söylediklerini toparlayayım:
“Öykü’nün derse katılımı, ilgisi, dikkat seviyesi, algı durumu neredeyse yüzde yüz diyebilirim. Kendini tamamen derse veriyor, başka şeylerle ilgilenmiyor, öğrenmeye çok hevesli ve derse konsantrasyon ve dikkat seviyesi de yüzde yüz olduğunda sınıfta ben ne verirsem alıyor. Notlarından bahsetmeye gerek bile görmüyorum hepsi çok çok iyi, ki zaten sınıftaki durumu sınavlardaki başarısına da yansıyor.”
Kişilik ve karakter oluşumu ve gelişiminde en büyük rolün ailede olduğunu ama eğitimde en büyük rolün okulda olduğunu, biz evde ne kadar çalıştırırsak çalıştıralım çocuğun aslında her şeyi okulda öğrenmesi gerektiğini ancak o zaman başarılı olunduğunu ve bunun da çocuğun konsantrasyonu ve dikkati ile birebir bağlantılı olduğunu anlattı uzun uzun.
Bir çocuğun dikkat eksikliği ve konsantrasyon sorunu olmadığında derste ne verilirse hepsini aldığını ve günümüzün en büyük probleminin de zaten bu olduğunu.
Öykünün böyle bir problemi olmadığı için (geçtiğimiz senelerde vardı ama) dersler konusunda ve başarı konusunda hiç problem yaşamadıklarını anlattı.
Öğretmen ders anlatırken mesela anlamadığı bilmediği bir kelime geçtiği zaman arada Öykü dayanamayıp hemen atlıyormuş “Öğretmenim o ne demek?” diye. O kadar dalıyor ki diyor benim anlattıklarıma, parmak kaldırmak bile aklına gelmiyor direkt soruyor.
Tabi biz öğretmenler böyle durumlarda çok mutlu oluyoruz, memnun oluyoruz diyor.
Çünkü çocuk öğrenmeye istekli, meraklı ve dikkatli, hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyor.




Derslerdeki başarılarından bahsettikten sonra arkadaşlarıyla olan ilişkileri üzerine de gözlemlediklerini anlattı. Bu konuda da bir problemi olmadığını söyledi Öykünün.. Teneffüslerde oyunlarını bile gözlemliyormuş adam. Ve öğlen büyük teneffüste tüm sınıfın bir grup olarak oynadığını (saklambaç) nerde oynadıklarını falan her şeyi takip ediyormuş..




Ve asıl benim için en önemli noktaya geçti sonra..
Derslerdi arkadaşlardı oydu buydu değil de Öykünün bir birey olarak nasıl biri olduğundan bahsetti.
Şu an bunları yazarken bile yeniden o andaki kadar mutlu olup heyecanlanıyorum.
Adam bizi tebrik etti.
Sizi ancak tebrik edebilirim ve teşekkür edebilirim dedi bu kadar düzgün bir birey yetiştirdiğimiz için..
Bir insan yetiştirmenin ne kadar zor olduğundan bahsetti.
Ve Öykünün hiçbir eksiği olmadığından çok sağlam ve iyi bir kişiliği olduğundan, düzgün karakter özelliklerinden, nerede nasıl davranması gerektiğini bildiğinden bahsetti uzun uzun.
Detayları ve tam cümlelerini hatırlayamayacak kadar heyecanlandım ve mutlu oldum.
Yaptığım en kısa görüşme sizinki olacak dedi çünkü dediğim gibi sizi sadece tebrik edebilirim böyle iyi ve düzgün bir birey yetiştirebildiğiniz için…




Toplantıdan Öykünün annesi ve babası olarak büyük bir gurur ve mutlulukla ayrıldık.
Bu konuyu sonra aramızda konuşmamış ve konuşmayacak olsak da, O da ben de biliyoruz ki Öykünün bugün bu durumda olmasının sebebi benim.
O kötü ve ilgisiz bir baba olduğundan değil kızıyla bir arada yaşamadığından, Öykü benimle yaşadığından böyle..
Bikaç haftada bir sinemaya ve yemeğe gitmekle, bikaç akşamda bir telefonla konuşmakla maalesef ki bir çocuğun kişisel gelişimine çok büyük bir katkısı olamıyor insanın.
Bugün babanın bu konudaki etkisi sadece iyi bir okulda eğitim alması için yaptığı maddi destek ve diğer konularda da bize sorun çıkarmaması ile dışarıdan sunabildiği ilgi ve takiptir..
Her gün, her an gelişen bir karakterin güzel olabilmesi dolu olabilmesi, birikimli ve güçlü bir iç dünyaya sahip olabilmesi için çabalayan, bütün dertleriyle sorunlarıyla her şeyiyle ilgilenen ve bunun için bütün hayatını Öyküye veren ise benim..
Ve elbette bana her konuda yardımcı olan, pek çok yükü benim yerime sırtlayan, Öykü için canını vermeye hazır ve benim yokluğumda ona her şeyi sunabilen Canım Annem..

Dolayısıyla da dün gece o sınıftan baba büyük bir mutluluk ve gurur ile çıkarken bense eski suçlamalara güzel bir kapak olan bu konuşmalar sonrasında ve bu mutluluk ve gururun altyapısının da sahibi olarak ayakları havada ayrıldım :)


Ve elbetteki güzel kızım, aslında bana en güzel hediyeleri verdi dün akşam..
Bir anneye inanın daha iyi bir hediye yok şu dünyada.
Hem çok mutlu, hem düzgün, hem güçlü, bardağa hep dolu tarafından bakabilen, kültürlü, saygılı ve başarılı bir çocuk..
İşte benim bütün dünyam..
Bütün gece onunla ne kadar gurur duyduğumu söyleyerek kucağımdan indirmedim.
Beni üzdüğün, beni çileden çıkardığın, sinir sistemimi baştan aşağı bozduğun her anı her şeyi bir anda unuttum dedim :) Bana en güzel hediyeleri verdin sen bu akşam dedim. Seninle bütün gününü geçiren, derste sınıfta teneffüste her şeyini gözlemleyen ve sana emek veren bu tecrübeli adamdan bana böyle sözler söylettin ya, tamam artık her akşam beni yine çileden çıkarabilirsin dedim :)



Öyle mutluyum öyle mutluyum ki..
Bu mutluluğumu anlatacak kelimeleri bulamıyorum bile inanın..
Her gece dua ediyorum, Öykü m olduğu için.. Ve onunla böyle harika bir hayata sahip olduğumuz için..
Benim En Güzel Armağanım Sensin Prensesim..
Seni Çokk Seviyorum Canım Kızım.. Çok…..

27 Kasım 2009 Cuma

Sensiz İlk Bayram



Az önce yolcu ettim küçük hanımı..
Bu bayramı İzmirde babaannelerinde geçirecek..
Babasıyla zaman geçireceği için mutlu, onsuz olacağım için buruk içim..


İlk ayrılığımızda olduğu gibi telaşlı değilim bu kez..
İçim pek çok konuda rahat..
Onun herşeyin üstesinden gelebileceğini gördüm..
Herşeyle başaçıkabildiğini pek çok kez kanıtladı bana..
Bu kez sadece Özlem kapladı yüreğimi..


Büyün hayatımı ona göre düzenlediğimden ve o benim hayatımın en öncelikli varlığı olduğundan, böyle ayrılık zamanlarında birden bir boşluk hissi kaplıyor içimi..
Yazın ilk ayrıldığımız zaman işe gelip gittiğimden dolayı kısmen boşluk beni yenemedi.. Sağolsun arkadaşlarım da yalnı bırakmadı o dönemde..
Şimdi tatil.. Ve ben hiç bu evde tatil günlerimi Öyküsüz geçirmedim..
Kitaplarla ve filmlerle zaman geçirmeyi düşünüyorum..
Ve zaten epey zamanımı kaplayacak bayram telaşı ve bayram ziyaretleri..


Canım kızım benim.. Canımla beslediğim, canımın içi kızım :)
Dün gece isteği üzerine ona flash belleğe filmler müzikler ve fotoğraflar yükledim.
Ve bir mektup yine.. :) Kitabının arasına koydum yazdığım mektubu..
O da gittiği zaman izlemem için bana bir video çekmiş..
Şimdi yazımı bitirdiğimde onu izleyeceğim :)
Bir de gülmem için komik doğaçlama bir parodi çektiğini söyledi..


Müzik zevki yavaş yavaş gelişmeye başladığından buraya da not etmek istiyorum..
Kendisi ilk defa tek tek şarkı adlarını söyleyerek bir liste hazırladığı için..
Evet küçük hanımın istek listesinde şu şarkılar vardı:

Dolores O'Riordan - In The Garden
Dolores O'Riordan - Ordinary Day
Manga - Beni Benimle Bırak
Manga - Bitti Rüya
Rammstein - Sonne
Rammstein - Mutter
Rammstein - Ich Will
Şebnem Ferah - Mayın Tarlası
Şebnem Ferah - Çakıl Taşları
Duman - Helal Olsun
Duman - Senden Daha Güzel
Duman - Aman Aman
Pinhani - Ne Güzel Güldün
Redd - Dünya Yeniden Dönüyor
Redd - Aşktı Bu
Ceza - Gece Gündüz Karışmaz

Evet bence ilk kez yanında götürmek istediği şarkıları seçen küçük hanımın bu listesi şahane :)
Ben ekstradan bir şarkı daha ilave ettim listesine..
Dün izlediği ve çok beğendiği Twilight filminden mtühiş bir şarkı Muse - Supermassive Black Hole..


Pazartesiye kadar gözümde tüteceksin benim tatlı kızım ve ben pazartesi sana hasretle sarılacağım..
İzmirde çok eğlenebilmeni ve güzel anılar biriktirmeni diliyorum..
Mutlu yolcu ettim seni.. Mutlu Dön Bana..
Güzel bir bayram geçir oralarda..


Ve herkese de Umutlu ve Mutlu Bayramlar diliyorum..

13 Kasım 2009 Cuma

Starters

.


Cambridge Üniversitesinin her yıl tüm dünyada düzenlediği sınavlar var.
Starters – Movers – Flyers olmak üzere 3 farklı aşamada.
Starters sınavına 3. ve 4. sınıflar düzeyindeki öğrenciler katılıyor.

Geçtiğimiz eğitim yılındaki sınava Öykü de katıldı.


Ben önce karar verememiştim katılmasının iyi olup olmayacağına.
Hayatı boyunca yeteri kadar zorunlu sınavlara girecekti zaten.
Böyle bir sınava girmesinin benim için bir önemi yoktu.
Bir de başarılı olamama durumunda bundan olumsuz yönde fazlasıyla etkileneceğini düşünüyordum.
Hem 3. hem de 4. sınıflar düzeyi dedikleri için belki seneye katılsa daha iyi olur diye de düşünmüştüm.

Öğretmenleri katılmasını istiyordu çünkü başaracağına inanıyorlardı.

En iyisi kararı kendisine bırakmak diye düşündüm.




Kendisi de kararsızdı.
Katılmak istiyordu ama başaramamaktan korktuğunu söyledi.
Bu durumda ben artık bu sınava katılmasının doğru olduğuna karar verdim.
Çünkü korktuğu için katılmaması, ileride de pek çok şeyden korktuğu zaman kaçmasına sebep olacaktı.
Oysa ben korksa bile her zaman denemesini istiyorum yapmak istediği şeyleri.


Bu yüzden onu katılması yönünde teşvik etmeye başladım.
Başaramazsa da bir sorun olmayacağını, sadece kendisini deneyeceğini anlattım.
Korktuğu için kaçmaması gerektiğini, her şeyi başarmak zorunda olmadığını, ama denemenin güzel bir şey olduğunu, girmezse içinde hep “acaba girseydim” diye soru işaretleri kalacağını ve kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını uzun uzun anlattım.
Babası da katılması yönünde destek verdi.


Ve sonunda katılmaya karar verdi..
2009 un Mayıs ayında da gittik sınava.. Bursada tek bir okulda yapılıyordu sınavı. Bizim okulumuzdan da epey katılan vardı ama.
Okuma ve yazma, anlama, konuşma kategorilerinde 5 er sorudan toplam 15 soruluk eğlenceli bir sınavmış..
Sınavdan kendine olan güveni tam yerine gelmiş ve kesin kazandım diye zıplayarak çıkmıştı :)




Ve geçtiğimiz ay sonuçlar açıklandı.
Evet kazanmış.
15 sorudan 13 doğrusu vardı.
O da çok mutluydu ben de :)
Okulumuz da katılan ve kazanan öğrencilerine sertifika töreni ile birlikte pastalı bir parti düzenledi :)

Küçük hanım henüz 9 yaşında ama tüm dünyada geçerli bir dil sertifikası var.
Ve hepsinden önemlisi de Mutlu Kocaman Bir Yüreği :)



.
.
.

12 Ekim 2009 Pazartesi

Yıldırım



Geçenlerde yağmurun deli gibi yağdığı ve güzel ülkemde pek çok felakate yol açtığı hafta..
Hafta boyunca tv açmaya korkarak geçirilen zamanlardan sonra cumartesi Bursada beklenen şiddetli yağmura hazırlanıyoruz.
Terastaki koltukları ve masayı yağmurun ulaşamayacağı noktalara çekip, çamaşırları topladık.
Uzaktan geliyordu yağmur..
Ve biz üstümüzde açık olan gökyüzünün adım adım kapkaranlık oluşunu, dağdan üstümüze doğru yağmurun bulutların rüzgarla birlikte kayışını saniye saniye izliyorduk..
Şaşkın çığlıklar atıyorduk, inanılmaz bir görsel şölendi resmen..

Ben hemen makinemi alıp fotoğraf çekmeye başladım..
Epey de çekmiştim, bulutlar iyice yaklaşmış, gökgürültüsü sağlam hissedilir olmuştu, akşam gibi kararmaya başlamıştı gök..


Öykü yanıma yaklaştı ben hala fotoğraf çekerken ve sordu:

- Bu eve yıldırım düşerse hepimiz yanar mıyız?
- Eve yıldırım düşerse evet sanırım hepimiz yanarız..??
- Peki sana yıldırım düşerse yine ev ve hepimiz yanar mıyız?
- Hayır, o zaman sadece ben yanarım.


Geldi ve sımsıkı sarıldı bana.. dedi ki:

- O zaman ben de sana sarılıp duracağım. Sana yıldırım düşerse ben de seninle birlikte öleyim, sensiz yaşamak istemiyorum.

O an yıldırım aslında yüreğime düştü..
Makineyi de bırakıp içeri girdim küçük hanımı kucağıma alarak..


Ona bensiz de yaşayabilmesi gerektiğini ara ara uzun uzun anlatıyorum çünkü benim ölmemden çok korkuyor ve her defasında aynı şeyi tekrarlıyor..
Ben sensiz yaşayamam..


Eminim ki pek çok çocuk ailesi için böyle hisseder..
Ama Öykünün yıldırım düşme ihtimaline karşı bunca cesur davranıp bana sarılışı öyle farklıydı ki..
İspatlıyordu kendince söylediği hissettiği şeyi..
Gerçekten benimle yanma riskine giriyordu hiç korkmadan..

Hissettiğim şeyi anlatmak zor..
Hem böyle bir sevgi karşısında insan mutluluktan şaşkına dönüyor..
Hem de çok üzülüyor..
Üzülüyorum..


Ben hep Öykünün bana bağımlı olmadan bağlı olması için uğraşıyorum..
Sadece bana değil kimseye bağımlı olmaması için..
Ama işte ..
bazen beceremiyorum demek ki..


Canım kızım benim..
Henüz çok küçüksün..
Yüreğin kocaman olsa da henüz küçücüksün..
Büyüyüp olgunlaştığında eminim herşeye çok daha farklı bakabileceksin..
Ama ben terasta bana sarıldığın o anı ve yüzündeki ifadeyi ve söylediğin sözleri hiç ama hiç unutmayacağım !

26 Eylül 2009 Cumartesi

4. Sınıf


Böyle önemli günlerde daha bir idrak ediyorum..
Benim kızım büyüyor..
Zaman ne hızlı geçip gidiyor..
Küçük hanım 4.sınıfa başlıyor..
4. sınıf..



Bu seneki kırtasiye alışverişinin neredeyse tamamını babasıyla birlikte hallettiklerinden bana sadece eksik kalan parçaları bulup almak kaldı..
Tam 38 parça olan kaplanacak kitap ve defter vardı ortalıkta..
Kitapların tamamını işyerime götürdüm. Sağolsun İlknur ve Banu yardım edince, kimbilir kaç gecemi alacak bu kaplama işlemi 2 günde bitti.
Defterlerini de Öykü ile birlikte akşam kapladık. Büyümüş gerçekten, geçen yıl mızıkçılık yaparak kaytardığı kaplama işinden bu sene hiç kaçmadı ve hatta birlikte yapmaktan hoşlandı..
Etiketlemeleri de birlikte yaptık..
Ne çok ders var allam bu sene..
Resim dosyasına ayrı, dolabına ayrı olacak malzemeleri ayırmak, klasörlerini ayarlamak derken, okul öncesi son gecemiz tam anlamıyla kırtasiyeye dönmüş bir salonun ortasında geçti..
Gece uyku öncesi herşeyimiz eksiksiz hazırdı..


Elbette ilk yıllar kadar değildi ama yine heyecandan zor uyudu Öykü..
Derin dalamadı, gece sık sık uyandı..
Bu yıl sınıf öğretmenimiz değişiyor.
İlk 3 yıl aynıydı öğretmenleri ve genç bir bayandı..
4. ve 5. sınıfta ise erkek olacak.
Sanırım en çok onun merakı ve heyecanı vardı..
Ve sanırım biraz da korku..


Tüm malzemelerimizi alıp, anneanneyi de alıp taksiye atlayıp gittik sabah okula.

2 saate yakın tören sürdü..
Tören sırasında babası da geldi.
Sonrasında tüm malzemelerini dolaplarına yerleştirdik.
Sınıf içinde açık, sınıf dışında kapalı olmak üzere her çocuğun 2 dolabı var.
Görsel sanatlar dersi malzemelerini dışarıdaki dolaba koyuyoruz, kitap ve diğer malzemelerini içerideki dolaba.
Dolap yerleştirmeleri bitince çocukları öpüp onları artık yeni öğretmenleriyle başbaşa bıraktık..


Öğretmenimiz güleryüzlü ortayaşlı bir erkek.
Sanki eski Türk filmlerinde anadoludaki okul öğretmenlerine benziyor tipi :)


Artık büyüdü dedim ya..
Servis şoförüne evi öğretmek için falan kalmadım..
Öykü hanım artık o işleri kendisi hallediyor..

Öğlen yemekhanede de artık kendileri yemek alıp buldukları boş yere oturacaklar.
İlk 3 yıl onların masaları ve yerleri belirli olurdu, başlarında öğretmenleri olurdu ve tabaklarında yemekleri hazır olurdu..
Şimdi artık her işi kendileri halledecekler..
Sınıfı da artık 2. katta değil 3.katta..
Tuvaletleri de artık büyük..
Gerçekten büyüdüler yani..




Akşam eve çok mutlu döndü Öykü, öğretmenini çok sevmiş..
Neler konuştuklarını, neler öğrendiğini anlattı.. Bugün ders işlenmedi.
Diğer branş derslerinin öğretmenleri de gelip tanışmışlar.
Bu sene İngilizce ağırlıklı ders konumuna geçiyor.
2. yabancı dil olarak ise Fransızca yı seçti Öykü. Ne yapacağız bilmem Fransızca da. Gizem Franzsıca okumuş, artık telefonla ondan yardım isteriz.

Yarına ödev olarak defterlerin ve kitapların kaplanmasını yazmış ödev defterine Öykü, ama biz o işleri bu sene önceden hallettiğimiz için bu gece rahatız..


Kızıma da diğer tüm öğrencilere de çok şey öğrenecekleri ve mutlu olacakları bir eğitim yılı diliyorum :)